29/6/2009

Geriye ne kaldı?

h1

Geriye ne kaldı diye düşünüyorum da pek bir şey bulamıyorum.Bu hayatı ve galiba asıl kendimi anlamlandırırken diğer insanları, tarihi,kitapları, bilmem daha neler neleri değerlendirmeyi anlamsız bulduktan sonra geriye ne kaldı? Çok fazla derinlere dalmak işime gelmedi galiba. Düşünsel hayatım ile fiziksel yaşamım aslında birebir aynı. Beni motive edecek  bir şeyler olmayınca vitesi boşa alıyorum. Vitesi boşa alınca da hızımı yol belirliyor. yokuşsa zor oluyor inişse kolay. Bildiğin kader işte. Kaderi bir kenara koyduğumda da değişen bir şey yok aslında. Kendni karizmatik bir biçimde bir duvar kenarına yaslanmış sigara içerken,hayal ettin mi hiç? Diğer insanların bakışları, hayran dolu bakışları ile... Neydi ki bu hayal? Neye hizmet diyordu? Küçük beyinli biri için özenti ve ezik birinin düş dünyası olarak yorumlanabilecek bu hayal Tanrı olma arzusunun bir tezahürü müdür? Bu hayat üzerine kendimi vererek düşündüğüm her an titredim  ve "güzel" dedim.

Klip  izliyorum ve Türkan Şorayın el hareketi nedense bana çok tanıdık geliyor. Şarkıyla uyumsuz, anlamsız bir hareket aslında. Ama nedense çok tanıdık.

2 gün boyunca evden çıkmadan sadece PES oynayarak ve film izleyerek zamanımı geçirdim. Hiç sıkılmadan ve tersine geçen her saat biteceğini düşünrek üzülerek. Biteceği için mi güzeldi yoksa böyle yaşamayı sevdiğim için mi bilemiyorum. Bana ikincisi gibi geliyor.

Geçen cuma günü farkettim ki eskisi gibi kendimi takip etmiyorum. İniş çıkışlarımı takip eder ve saçma sapan şeyleri kafaya takma gereksinimimin doğduğu zamanlar ile insanlarla ekstra iletişim kurup eğlenme ihtiyacının arttığı zamanlara göre hareket ederdim. Kendimi etkisinde bulunduğum ve 2 örnekle anlamlandırdığım - aslında saçma - biçimde takip etmeyince işler karışıyor birbirine.

Ne düşünecek bir şey var ne de hissedecek bir şey. Peki geriye ne kaldı? Cancanlı tanımlamar geliyor aklıma ama anlamı yok. Ben bir şair değilim. Olmaya da çalışmadım. Hiç bir şey olmaya çalışmadım gerçi. Olduklarımı tükettim belki de bilemiyorum. Peki geriye ne kaldı? Hayatını PES oynayıp film izleyerek geçiren Telefonu bir yerlerde unutan, aklına gelince "inşallah kimse aramamıştır ki benden ona geriye dönmemi beklemesin" korkusu ile eline alan birisi.

Kimsin sen?
Cevap:Herhangi birisi.
Bunca zaman bir şey öğrenmedin mi peki?
Cevap: Öğrendim. Eskiden herhangi biri olmak bana korkunç gelirdi. Artık bunun bir önemi yok.


03:02 deki hareket


5/5/2009

Marley and Me (2008)

h1

"http://img25.imageshack.us/img25/1474/marleyandmever2250x370.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.
Filmin türü için ilk olarak komedi denmiş ama ben filmde hemen hemen hiç güldüğümü hatırlamıyorum. Ayrıca romantizm barındıran bir şeyler de bulamadım. Bence filmin türü  drama.  Krakter eksenli değil olay eksenli bir film. sadece Owen Wilson ve Jennifer Aniston var filmde. Birazcık patron birazcık  John Grogan'ın (Owen Wilson) arkadaşı Eric. Çocuklar yada anne babalarla ilgili de pek bir şey yok. Bir ara Bruce Willis'in Story of us filminin öncesinin çekildiğini düşündüm. "Story of Us: Begining" 

Krakterlerin kariyerlerindeki ve ilişkilerindeki iniş çıkışlar fazla trajik hale getirilmeden ve dramatize edilmeden sunulmuş. Daha sonra bunları anlatmayı bırakarak filme adını veren köpeğin hikayesine yoğunlaşılmış. [spoiler]Sanırım yönetmen ve senarist, Marley'in (köpek demeyi bırakıp ismi ile hitap edeyim ki hayvanseverler taşlamasın) gidişine sadece John'un üzülecek olmasını yeterli bulmamış olacak ki son yaklaşana kadar sadece sorun çıkaran varlıklar olarak sunulan çocuklar filme dahil edilmiş.[/spoiler]

Şimdi şöyle düşünüyorum da bu hikayede asıl yoğunlaşılması ve üzerinde düşünülmesi gereken asıl şey neydi? Yani hayatı sorgulama ve yaşamı anlamlandırma açısından nereye bakmam gerekiyor? ("Bu filmde hayatın anlamı mı aranır?" demeyin ben Barça Madrid maçını izlerken bile bu gözle baktığım anlar olmuştur.) Bence köpeğin hikayesinden çok daha önemli şeyler vardı bu filmde en azından benim odaklandığım. Adam dışardan bakınca her şeye sahip ama arayış bir türlü bitmiyor.[spoiler] Filmin son sahnesinde patronu ile olan konuşması bile bunu gösteriyor. [/spoiler]"Neyin uğraşını veriyoruz" diye sormak lazım ama benim için olmasa da  bir çoğu için bu sorunun cevabı belli sanırım.
 
Her neyse...Jennifer'ı hep Rachel olarak gördüm  izlediğim eski filmlerinde bir Friends sever olarak.Ama burda bundan çıkmış gibiydi. Belki de  filmin krakter eksenli olmayışından sadece olay eksenli oluşundandır.Bilemiyorum... Bir iki sahnedeki yüz ifadesi güzeldi.O sahne ile çok uyumluydu.

Ayrıca filmdeki mekanlar tam anlamıyla muhteşemdi.

İzlenmesen de olur filmlerden. 6/10 bile zorlama bir puan benim adıma.


Filmin sonunda bir köpekle bir insanın karşılaştırılmasını ise sadece aptalca bulduğumu söylemek istiyorum. Ne alaka?

2/3/2009

Hiçbir Şey Bilmiyorum

h1

Özlemeye değer bir şey yok muydu? Yaşadığım hayat  çok mu güzeldi? Neydi ufuktaki? Neydi ulaşılmayan? Neydi hissedilemeyen? Tanrı dedim belki de... Tanımadan, anlamadan "sevdim" dedim. Yaşadıklarımdan anlamsızlıklardan bir kaçış mıydı? Bilinmeyenin cazibesi miydi? Neydi "Allah" dediğimde beni rahatlatan?  Bir kelimeden öteydi ama neydi? Bir duygudan öteydi ama neydi? Cezalandırmayı seven despot bir şey olmadığını anladık ama... Ne olmadığına dair bu insanlardan çok şey öğrendim belki de. Yine aynı şekilde diğerlerine de ben öğrettim. Özel değildim çünkü. Özel olup olmamayı umursamamı sağlayan yaratıcı kimdi? Neden bütün bu cümbüşü kurup gizlenmişti? Güzeldi O'nunla ilgili her şey tamam. Ama anlaşılmayan ya da anlamsız dediğim bu hayat kadar mı güzeldi. Bundan daha fazla galiba... Bir anlam vardı O'nunla ilgili her histe. Bir taraftan vazgeçiş diğer taraftan bir vazgeçmeyiş... Hep zıtların esaretinde yaşadım bu hayatı.her duygu iki yönlüydü. Belki daha fazla...Bana hiç bir şey sormayacağını düşündüm O'nun. Öldükten sonra hep bana bir şeyler açıklanacak diye hayal ettim. Ya da bir yokoluşu düşledim. Varsa bende olan güzel bir şey zaten O'ndandır ve O'na dönecektir. Geriye kalanlar anlamsızsa yokolmasında ne sakınca olabilr ki?  Benim kadere dair bir lafım yoktu.Ağladığım her anda "her şey güzel" dedim.Ve güzeldi de...

Şu an o kadar anlamsızım ki...Kendimleyim çünkü...Yarın kalkıp işe gitmek çok zor geliyor.Sadece burda durayım istiyorum.

Her şey bitecek...


Her şey bitecek...


Her şey bitecek...

14/1/2009

Her şey Bitecek

h1

Hiç kimsenin çektiğini varsaydığım acıyla bu hayatı değerlendirmemeye karar verdim.Dışarda soğuktan üşüyen fakir bir insan mı var? Onun ne hissettiğini ve bu hayatta acı çekip çekmediğini, çekiyorsa nasıl bir acısının olduğunu peşin bir kabulle sıcak odamdan değerlendirmeyeceğim.  Yani "bu hayat neden acı?" diye sorduğum anlarda yaptığımı iddia ettiğim gibi empati ile bunu yapmayacağım. Bu  anlamsız çünkü. Tarihin acı ve kan dolu sayfaları hakkında da ahkam kesmenin bir anlamı yok. Bunları anlatıldığı gibi kabul etmekle etmemek arasında bir fark göremiyorum.Yapabileceğim tek şey bana sorarlarsa "bu hayattan razı mısın" diye "razıyım" demek. Ama neden var neden yaşanıyor diye sormadan da edemem. Çok muhteşem hisler yaşadığım, çok anlamlı olduğum ya da kısaca varolduğum anları düşünüyorum. Belirli bir disiplin içinde yaşayarak bu yaşanan anları genele yayabilrim ama bunu tercih etmiyorum. Unutarak,yaşadığını unuturak, farkında olmadan zamanı eritmeyi tercih ediyorum. Hemen hemen her gün aynı kıyafetleri giyiyor,evimin odasından çıkmıyor, TV izlemiyor, pencereden bile bakmıyorum. Sadece her gün yaptığım şeylerin aynısını yaparak hayatımı geçiştirmeyi tercih ediyorum.Pasaklı, depresif, acı dolu falan değilim. Sadece umurumda değil sanırım. Kimseye hesap tutmuyorum. Kimseye kızgın ya da kırgın değilim.  Kimseden bir şey beklemiyorum. Tabi bunların hepsi yoğun anlamlı his açısından. Yoksa gündelik hayatın mevzuları açısından söylemiyorum. Nasıl bu iş buraya geldi bilmiyorum. Nasıl oldu da her gece yatağıma girdiğimde uyumadan önce kendi kendime "her şey bitecek" diye tekrarlamaya ve bu cümleyle kendimi rahatlatmaya başladım bilmiyorum. Kızgın külün üstüne su dökülmesi gibi geliyor bu cümle... "Her şey bitecek"... Kolayı seçmiş olmaktan dolayı utanç duymuyorum. Kader ve  yaratılışım buysa, hadi diyelim ki kader olduğundan değil ben kendim ettiğimden, her şey bittiğinde yaşadığım hayat yanlışsa ne yapayım. Suçlu yok. Bende olduğu söylenen cuzi iradem açısından yok. Ötesini bilemem. Ne güzel demiş Şinasi "Hayat bir sınavsa kağıda adımı yazar çıkarım."      

17/12/2008

Aklımda kalan anlar...

h1

Aklımda kalan anları düşünüyorum da çoğunun çok fazla anlamı yok. Hemen şu an düşündüğümde geçenlerde üzerinde uzandığım kanepede sabahın 5inde hiç bir şey yapmadan tam bir sessizlik içinde uzandığım an aklıma geliyor. Hafif uyuklamıştım elektrikli ısıtıcının altında.Sadece bunu yapmak istemiştim. Tamamen uyumayacak sadece şekerleme yapacaktım. Öyle de yaptım.Çok huzurluydum.
Sonra üniversite zamanlarında yurttan fakülteye yürüdüğüm bir yaz sabahı aklımda...Varolmayı düşündüğüm ve etrafımdakilerin farkına varmaya çalıştığım bir andı. O anda da daha farklı bir şey vardı. Daha çok mutluluk gibiydi.
Sonra yine üniversite zamanlarında 3 gün boyunca içine düştüğüm müthiş boşluk mu denir ne denir bilemediğim hal var. Bir daha hiç öyle bir hal yaşamadım. Müthiş zordu. Bağlamaya çalıştığım sebepler anlamsız veya yetersizdi.
Yine üniversite zamanlarında bir akşam, hasta olduğunu söyleyen ve bir gece yarısı doktora gitmek isteyen 2-3  yaşındaki  ufaklık kucağımdayken arabada çalan "Yusufu kaybettim" şarkısı...Hiçbir şeye ve kimseye öyle sarılmadım ben.O his aşk değilse başka ne olabilir bilemiyorum.
Yurt balkonunda arkadaşlarla çay içerken esen rüzgarı da asla unutmam. Gözümü kapattım ve her zaman yaptığım gibi rüzgarın beni alıp götürdüğünü, yavaş yavaş toz olduğumu, sonra da tamamen yokolup rüzgara karıştığımı düşünmeye başladım. İster inanın ister inanmayaın o an ben gerçekten yokoldum. Aynı rüyamda yaşadığım uçma hissini yaşadım.Gerçekten bir an yokoldum.
Sonra işsiz olduğum dönemde babaannemin evinde tek başıma yaşarken bir gece yarısı Tanrı'ya ettiğim isyan geliyor aklıma. Çok uzun bir süre bunun ezikliğini yaşadım. O an da aklımdan hiç silinmeyen bir andır.
Çok fazla şey yok galiba, aklıma başka anlar geliyor ama yukarıda saydıklarım kadar olmadı hiç biri. Bu saydığım anlar sanki benim için bir anlam ve kıyas merkezleri.Yaşadığım ve yaşayacağım bir çok anları bunlarla kıyasladım ve kıyaslayacağım gibi geliyor.

14/12/2008

Soframda neden havyar yok!

h1

Yaşadığın hayatta neyi ne kadar seçtiğini düşündün mü hiç? Yoksa kader inancın geliştikten sonra hiç bir şeyi seçmediğine mi karar verdin sen de? Ama bu yetmiyor değil mi... Şu an oturup film izleyebilir, oyun oynayabilir, internette takılabilir, TV izleyebilir, birilerine telefon açabilirim... Yapacağım her eylemin farklı olası sonuçları olacaktır. Sanırım bazıları bu olası sonuçlar üzerinden şu anki eylemlerini gerçekleştiriyor, bazıları da sonucu düşünmeden sadece yapmak istediğini yapıyor. Burda kilit olan nokta "yapmak istediği" tanımlaması. Bunu belirleyen kim? Eylemlerin olası sonuçlarını düşünerek yaşam tercihlerini yapan bir insan ile "yapmak istediğini yapan" insan arasında bir fark var mıdır? Fazla derin düşünmeyeince 1.sinin hayatının kontrolünü eline alan, diğerinin ise belki yapacak gücü kendinde bulmadığından, belki komplekslerinden, belki bilmem neden sadece öylesine yaşayan biri olduğu  sonucunu çıkartabiliriz. Bizim sorunumuzun bir kaynağı bu sanırım. Farklı boyutlardaki çıkarımları birbirleriyle karıştırıyoruz. Yani üst bir boyutta seçim diye bir şey yok ama yaşanan günlük hayat boyutunda bu var. Seçimlerin seni belirliyor günlük hayatta. Üst boyutta ise bu zaten belirlendi sen sadece yaşatılıyorsun. Üst boyutta düşünüp alt boyuttaki eylemleri anlamlandırmanın bir zararı var mı peki? Eğer ki, günlük hayattaki yetersizliklerimize ürettiğimiz bahane bu üst boyuttan (kader boyutundan belki) bakışın bir sonucu ise bu bence yanlıştır. daha doğrusu anlamsızdır. Yanlış ya da kötü diye bir şey olmadığına karar vermiştik değil mi önceki derslerimizde :p
Bu konuda somut örnek vermek istemiyorum. Çok komik kalacak çünkü. Hem örnek vermezsem ve de kimse anlamazsa sanki büyük laf etmiş gibi olmanın hazzını da yaşayabilirim :D  Diyeceğim o ki, yemek yiyin ama sofrada havyar olmamasının sebebini başka bir yerlerde aramayın.

14/12/2008

Ölümü istemek değil benimkisi...

h1

Hayata dair edilen bir sözün ne kadar anlamlı olduğunu nasıl anlarsınız? Ben hayata dair bir söz söyleyen kişinin sözünün ölmeden önceki son sözü olup olmayacağını düşünürüm.

"Hayat anlamsız olduğu anlarda bile güzel..."


tık... Adam gitti...

"Eğer bana öldükten sonra sorarlarsa yaşadığn hayattan razı mısın? diye... Tüm her şeyimle inanarak "EVET!" derdim"

...tık...Adam yine gitti...

Ölümü istemeye hakkım var mı yok mu bilemiyorum. Aslını istersen bu da umurumda olmayan şeylerden... İstemek benim elimde olan bir şey olsa bunun üzerinde düşünebilir ve bir şeyler yapabilrdim. Ancak bu doğal bir gelişimin sonucu.Anlamadığım biçimde içimden geçen şeyleri mantığımla yorumlayarak sınırlandırmamayı yeğlerim.Zaten bunu da yapamam. Sadece yalan söylemiş olurum. Ölümü istiyorum demiyorum. Anlamadığım bir şeyi isteyemem ama bu anlamsızlığın karşısında bitmesini dilemekten başka bir şey de yapamıyorum. Şu an anlaşılmak zerre kadar umrumda değil. Karşımda beni anlayan veya anlamasa bile dinleyen bir insan olup olmaması da öyle... Benim buraya yazdığım yazıları okuyanların beni düşünmesini ve anlamasını hakkımda hüküm vermesini ya da beni değerli bulmasını istemiyorum beklemiyorum... Kendisine baksın herkes. Kendi cevaplarını versin. Hiç bir insan anlaşılmayacak. Bunu kendi adımıza beklemememiz gerektiği gibi başkalarını anladığımızı da iddia etmemeliyiz. Yani bunun ne anlamı var ki? Bence hiç bir anlamı yok. Biri tarafından anlaşıldığınızı düşündüğünüz anları düşünün. Ne oldu? kocaman bir çikolata yiyerek mutluluk hormonunun salgılanmasından ne kadar farklı oldu yaşadığınız olumlu hava? Kötü bir anlatımla belirtmek istediğim şey hayatımızın bütününü kapsayacak bir anlaşılma olayı asla mümkün olmayacak. ister bizden daha güçlü, bilge, anlamlı olsun isterse bize tabi biri olsun. Farketmez... Anlaşılmak asla mümkün olmayacak. Bunun en büyük kanıtı bence insanoğlunun bir şeyleri başarma çabasının yokolmaması. Sürekli olarak kendini ortaya koyma varolma çabasının yokolmaması... Bizi yorumlayan diğer insanlar olmasa varolma arzusu diye bir şey olmazdı gibi geliyor. Bu yüzden varoluş kaygısının diğer insanların algısı yok sayılayarak açıklanamayacağını düşünüyorum. Yani "bir şeyleri başarma arzun diğer insanlar için olmasın kendin için olsun. " türünden söylemler her ne kadar bir aşamada doğru gözükse de ulaşılan sonuç açısından bir anlam ifade etmiyor. Diğer insanların gözünden yaşanan bir hayat varolmasa ne peygamberler olurdu ne de lider diye bir şey...Bunu da şimdi uydurdum. Belki de yanlıştır. Gecenin 5inde üzerinde pek düşünesim yok. En fazla çarpılırım :p Havanda su dövdüğünü bile bile düşünmek, konuşmak, yazmak ne ilginç... İnsanoğlunun mahkum edildiği akıl ne ilginç bir şey. Sanki bize ait bize benlik veren tek şey gibi görünüyor ama düşünmeden durmak mümkün olmadığı için özgür olmadığımız sonucu çıkıyor.  Buraya bir şeyler karalamak istedim. Kendi içimdeki kendime anlatmam gereken bir şeyler var galiba.

24/11/2008

İşte böyle...

h1

Bir gün bir saat bir  dk içinde yaşadığımız onlarca his... Ben mi onlara bağlıyım onlar mı bana bağlı, ben onlara bağlıysam benim anlamım ne, onlar bana bağlıysa onların anlamı ne? bugün neden hiç bir şeyi özlemediğimi özlememin mümkün olmadığını anladım.Çünkü özlenebilecek tek şey hislerdi ve hisler sadece yaşandığı anlarda anlamlıydı.Tarif edilemez depolanamaz hatırlanamazdı.Sadece belli kelimelerle etiketlenebilir, toptan bir şekilde tanımlanabilrdi. Mutluyduk.. Hüzünlüydük... Heyecanlıydık... Sıkıntılıydık... Ama bunlar yaşanırken tanımlanması bu kadar kolay değildi. En azından benimkiler öyle.Yaşadığım ama tanımlayamadığım bir şeyi o andan çıktıktan sonra nasıl özleyebilrdim ki?Bu sahtekarca olurdu sanırım. Bazen önce anlıyor sonra bunu yaşamıma aktarıyorum. Ama çoğunlukla önce yaşatılıyorum sonra anlıyorum. Özlemek de böyle oldu. Uzun süre önce hiç bir şeyi özlemediğimi farketmiştim. Şimdiyse bunun nedenini anlıyorum.Hisleriyle yaşamaya çalışan bir insan için en olağan sonuçmuş bu. Neye layık olduğum neye ulaşacağımı bilmiyorum. Bu hayatın anlamsızlığına ve neden varolduğuna dair defalarca isyan etmiş olsam da tek bir şeyden hep emin oldum. En fazla da zor anlarımda bundan emin oldum. Bana anlamlı gelmiyor ama bu hayat bir şekilde çok güzel...Anlamsız oluşu güzel oluşu önünde engel değil demek ki. Neden çok iyi gibi görünen bazı insanlardan iğrendiğimi de farkettim. Sahtekarcaydı çünkü bu. Hep birilerinin iyiliğini isteyen hiç öfkelenmemeye çalışan insanlar riyakar görünüyordu bana. İnsan tanımına aykırı çünkü bu.kötü olmaları gerekir zaman zaman.Kızmalılar... Haksız oldukları halde kendilerini savunmalılar... Şüphe etmeliler...Ya da tam tersine körü körüne inanmalılar bir şeylere... Tüm bunları içlerinde barındırmalılar.  Sadece oldukları şeyi takip etmeliler. Madem verildi bu hayat. Madem bana nasıl yaşayacağım söylendi...Madem ben bana bunu söyleyenlere itaat edecek yapıda yaratıldım... Bir tarafım bunu yaşarken bir tarafımla bunu izlerim. Galiba az önce yalnızlığın tarifini yaptım.

30/10/2008

h1

"Neden" diye sormadan nasıl yaşanabilir ki? Sorup da cevap almadığım soru olmadı galiba... Bir kelimeyle değil... Bildiğimiz anlamlarda değil... "Neden" diye sorduğum her anın sonunda yaşadığım O'na sığınma hissiydi cevap... Aynı olumsuzluklar ve iğrençlikler karşısında yaşadığım gibi... O vardı ve sorun yoktu... O an için O vardı ve başka hiçbir şey yoktu...

Hep bir his...Paylaşılamayan, anlatılamayan...

17/10/2008

h1

"Yaşa!" dedi bana bir ses... YAŞA!.. Ve asla pişman olma! Özleme ya da  hiçbir şeyi... Sev kaderini... Bil ki, hiçbir şey elinde değil... Yaşadığın bu  hislere atfettiğin hiçbir neden o hissin gerçeğini yansıtmayacak... İniş çıkışlarını iyi takip et. Ama yine bil ki inen sen değilsin çıkan sen... Sen sadece bütün bunlara şahitsin. Bir emanete bakıyorsun. Üzme kendini hiçbir şeye. Güzellik de, acı da, boşluk da hepsi O'ndan. Nasıl biliyorsan öyle yaşa ve daha fazla bilmeyi değil bir an önce bitmesini dile...